Arşiv

ARCH 501 Öğrenci Projeleri / Mehmet Kütükçüoğlu-İhsan Bilgin Grubu
Karanfilköy Kentsel Dönüşüm Projesi:
Karanfilköy, Levent-Etiler aksıyla TEM Otoyolu'nun Levent bağlantısı arasında konumlanan ve İstanbul’da orijinal haliyle varlığını sürdüren son gecekondu bölgelerinden biri. Bu bölgenin kentsel dönüşümü, Bilgi Üniversitesi Mimarlık Yüksek Lisans Atölyesi'nde Mehmet Kütükçüoğlu ve İhsan Bilgin'in ortaklaşa yürüttüğü grubun konusu oldu. Kentsel dönüşüm konusunda deneyimli kent plancısı Faruk Göksu'nun danışmanlık yaptığı grupta 7 adet proje üretildi.
Gecikmiş Farkındalık
İhsan Bilgin

Türkiye, modernleşme sürecinin kendine özgü fenomenlerinden olan gecekondu konusunda çok önemli bir fırsatı 50 yıldır heba etti hep. Bir biçimde dönüşecekleri başından belli olan bu bölgelerin değişimini, mimarlığın ve planlamanın başrolü oynayacağı disiplinlerarası motivasyonlarla yönetemedi. Birbirine karşıt iki bakış açısı arasına sıkışıp kaldı hep değerlendirmeler: daha doğrusu bir bakış açısıyla bir uygulamanın: Görüş dile getiren kentliler, karşılığı ödenmeden işgal edilmiş bu topraklar üzerindeki yaşantıyı gayrımeşru görmekte kararlı oldular ve bıkıp usanmadan benzer sözlerle dile getirdiler kanaatlarını. Piyasa mekanizmasının (“bedeli ödenmemiş meta olmaz!”) ve hukukun (“mülkiyet gaspedilemez!”) normatif kurallarını hatırlattılar hep. Uygulama ise tersi yönde oldu 50 yıldır istikrarlı bir biçimde: İstisna sayılabilecek bazı örnekler dışında ilk işgalciler genellikle buraların meşru sahiplerine dönüşüp daha fazla inşaat yapabildiler. İlginç olan, 50 yıldır birbirinden farklı merkezi ve yerel yönetimlerce benimsenerek sürdürülen bu uygulamayı açıkça savunan hiç kimsenin olmamasıydı. Öte yandan herkesin birden sözbirliği etmişcesine savunduğu görüşler de neredeyse hiç uygulama şansı bulamadı. Söylenen yapılmadı, yapılan da söylenmedi! Söylenenin yapılandan, yapılanın da söylenenden hiç nasibini almadığı bu baş döndürücü kilitlenmenin Türkiye modernleşmesinin kendine özgü yanlarına işaret ettiği düşünülerek başka alanlara doğru da açılınabilir.

Ama konuyu dağıtmayıp olduğumuz yerde kalalım: Söylemle eylem arasındaki bu kördöğüşü, tarihsel bir fırsat alanının denenmeden devre dışı kalmasına neden oldu. (1) Normatif söylemi rasyonel iletişimin alanına, eylemi de intersubjective müzakere ilişkisinin eşliğine doğru çekecek ortamların yaratılamamış olması, nimetlerinden birlikte yararlanılacak bir “sosyalizasyon” imkânından, şuurlu modernleşme trendlerinden, kastedilmiş kentleşme örüntülerinden mahrum bıraktı toplumun tüm kesimlerini birden. Söz alanlar, söylemi taşıyanlar hemen populizmin kazanan taraflarından dem vuracaklar: Bu sayede oy alarak iktidarı sürdüren siyasi partileri, “bedavadan” ev sahibi olan işgalcileri, mafya tarzı örgütlenerek konum elde eden fırsatçıları hatırlatacaklar. Ama şu ihtimali akıllarına dahi getirmemeyi sürdürecekler: Osmanlı ekonomik/siyasal tarihinin mirası olan yüklü miktardaki devlet arazisi stoğunu populizm denilen tercih kümesinin enstrümanı olarak kullanarak varılabilecek tek sonuç bu olmayabilirdi. Başka müzakere ortamlarıyla, başka kamu yönetimi enstrümanlarıyla, başka talep etme kanallarıyla, kısacası başka siyaset yapma biçimleriyle, planlama ve mimarlık disiplinlerinin teknik ve estetik dağarcığını da devreye sokan bir süreç yaşanabilseydi eğer, kazançlı çıkmış gözükenlerden siyasal partiler tarihin bu en hareketli ve dinamik sürecinden sebeplenmiş, ancak yönetememiş, “işgalciler” de neredeyse tüm kamu hizmetlerinden ve kurumsallaşma imkânlarından yoksun bir biçimde şekilsiz yığıntıların içindeki evlerine sıkışıp kalmış olmayabilirlerdi.

Bilgi Mimarlık’ta Mehmet Kütükçüoğlu ile yönettiğimiz atölyenin problemi, bu çoktan kaçırılmış fırsatın olanakları idi. Yitik fırsatın olanakları, İstanbul’un orijinal formunu koruyan son gecekondu bölgelerinden olan Karanfilköy’ün dönüşümü üzerinden konu edildi. Üstelik kurgusal bir varsayıma da dayanmıyordu problem tanımı. Mahalle sakinleri ile yerel yönetim birimleri arasındaki ilişki deneyimli kent plancısı Faruk Göksu’nun inisiyatifiyle jenerik mecraların dışına taşınabilmiş, farklı talep biçimlerinin dile geldiği bir müzakere gündemi oluşmuştu.

Atölyede Faruk Göksu’nun danışmanlığında, tanımı gereği kırılgan ve kesinliklerden yoksun bu ortama ilişkin bir planlama ve tasarım senaryosu oluşturuldu: Mahalle sakinleri birkaç onyıldan beri mülkiyet hakkı olmadan barındıkları bu topraklara bir bedel ödeyerek sahip olacaklardı. Buna karşılık yerel yönetim sahibi olduğu toprağı piyasa değeri üzerinden değil, sakinlerin ödeme kapasitesi üzerinden değerledirecek, ödemeler özel koşullar altındaki banka kredileriyle teminat altına alınacaktı. Buna karşılık toplam 600 haneden oluşan sakinler de Levent-Akatlar-Etiler üçgeni içinde kalan arazinin maksimum imar haklarını talep etmeyecekler (h:15.50), her hane birer adet evin sahibi olmakla yetinecekti. Buna karşılık yerel yönetim –zaten her durumda yapmakla yükümlü olduğu- altyapı yatırımlarını tasarlandığı şekliyle ve özenli biçimde tamamlayacaktı. Buna karşılık mahalle sakinlerinin tasarım talepleri imar manevraları beklentileri yerine, özel ve kamusal yaşam standartlarının yükseltilmesine, yerin hafızasının ve yaşantı alışkanlıklarının gözetilmesine doğru meyledecekti...

Tersini, Türkiye modernleşmesinin baskın realitesini düşünelim: üstelik birbiri karşısında kitlendiğini söylediğimiz eylemin ve söylemin, uygulananın ve söylenenin realitelerini: Önce birincisi: birkaç boşaltma girişiminden sonra seçim döneminde tapu alındığını, ardından imar izinleri çıktığını, inşaatların imar haklarını da zorladığını, sonra imar haklarının mevcut duruma uydurulduğunu vs. Bir de söylemin mantığına bırakalım kendimizi: tüm mahallenin boşaltıldığını, toprağın “işgalden” kurtulduğunu, piyasa koşulları içinde değerlenerek girişimcilere satıldığını ve Levent-Akatlar-Etiler üçgeni içindeki 15 x 20 metrelik 5 katlı ayrık nizam apartmanlarla doldurulduğunu... Türkiye’nin alt-orta tabakaları birincisinde, üst-orta tabakaları da (başka süreçlerle meydana gelmiş) ikincisinde yaşamıyor mu zaten? Her ikisinde de bir iradeden, kasıttan, tahayyülden bahsedilebilir mi? Sürüklenme, savrulma sonucunda ortaya çıkmadı mı her ikisi de?

“Klee’nin ‘Angelus Novus’ adlı tablosu bakışlarını bir türlü ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir eder; gözleri faltaşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. Tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe dönük. Bize bir olaylar zinciri gibi gözükenleri, o tek bir felaket olarak görür; kırık dökük parçaları durmaksızın üstüste yığarak ayaklarının önüne fırlatan bir felakettir bu. Mümkün olsa biraz daha kalmak ister tarih meleği, ölüleri hayata döndürmek, kırılmış parçaları yeniden birleştirmek ister. Ama Cennet’ten kopup gelen bir fırtına kanatlarını öyle kuvvetle kavramıştır ki, bir daha kapayamaz onları. Fırtınayla birlikte, çaresiz, sırtını döndüğü geleceğe sürüklenir. Yıkıntılar yığını ise, gözlerinin önünde göğe doğru yükselip gider. İlerleme dediğimiz şey, işte bu fırtınadır.”(2)

Anakronik bir realite olarak Karanfilköy ve çoktan kaçırılmış bir imkânın imgesi olarak canlandırdığımız senaryo Benjamin’in muhayyilesindeki Klee meleğini andırmıyor mu?


1. Bu genellikte yapılan bir değerlendirmenin kapsam dışı bıraktığı özel durumlar kalıyor hep. Başta Mehmet Adam ve Erhan Acar gibi akademisyenler olmak üzere, gecekondu olgusunu farklı perspektiflerle gündeme taşıyan, oradaki dönüşümün alternatif potansiyellerini gündeme getiren arayışlar 70’ler boyunca çeşitli akademik ortamların yanı sıra Mimarlar Odası çevresinde de bulundu hep. Mehmet Adam’ın “Almaşık Yeniden Üretim Süreçlerinde Konut Alanları” (Mimarlar Odası Yayını, Ankara 1982) kitabı ile Mimarlık dergisinin bu perspektiflerle hazırlanmış çeşitli yayınları ve dergi sayıları bunun örnekleridir. Ancak konut piyasalarının Türkiye’ye özgü işleyiş dinamikleri karşısında zaten kırılgan olan bu perspektifler, 1980 sonrasının siyasal/toplumsal ortamı içinde iyice işitilmez ve yeniden-üretilemez hale gelip toplumsal hafızada yer edinemediler kendilerine.

2. Benjamin,W., (çeviren Gürbilek,N., Erem.N.), “Tarih Felsefezi Üzerine Tezler”, Akıntıya Karşı Tartışma Dizisi içinde, s.78, Akıntıya Karşı Yayınları, İstanbul, 1986.


Alper Derinboğaz:
Bölgede mevcut yapılaşmanın bazı özelliklerinin izleri sürülerek oluşturulmuştur yeni örüntü. Gecekondu sahiplerinin önemsedikleri metrekare büyüklüğü ve yerlerinin aynı kalması isteği problematize edilmiştir. Bunun yanı sıra Karanfilköy'ün yerle birebir ilişki, çok katmanlılık,çeşitlilik gibi özgün değerlerininin devamlılığı önemsenmiştir. Mevcut dokuda varolan çeşitliliğin sistematize edilmiş bir dönüşümü anlatılmaktadır adımlarda. Tasarım sürecinde ise tasarım düşüncesi üzerine yorumlar yapılmış ve çok girdili problemlerin sağlıklı sonuçlara bağlanmasının yolları aranmıştır. Proje boyunca yapay zeka örneklerinde kullanılan bulanık mantık (fuzzy logic) doğru düşünme biçimi olarak kentsel tasarıma uygulanmaya çalışılmıştır.

Işıl Uçman Altınışık:
Karanfilköy’de “etkileyenler”, her ne ise (bir araya gelenler, bir araya gelenlerin absürdlüğü, bir araya gelmelerin absürdlüğü); ve hangi alanın konusuna dair iseler (sosyoloji, ekonomi vs.,) tüm “mimarsızlık”larına rağmen mimarlık alanının konusudurlar ve meşruiyetlerini bu alan içerisinde tartışmaya açtıklarından alırlar. Varoluşlarındaki “tekil durumlar”dan kaynaklanan “parçalılık”larına rağmen, birbirine değerek ve birbirine geçerek bütünleşmişler; bir bütüne dair olmuşlardır. “Sürtünmeye dayalı” ilişkilerin doğurduğu Karanfilköy, bu anlamda, mikro ilişkiler üzerinden yeniden düşünülmelidirler.

Meriç Öner:
Karanfilköy'ün dönüşümüne bir öneri getirirken bir yanda özelden, diğer yanda kamusaldan söz ediyoruz. Özel -karanfilköylüler'in konutları- bugünkü hali ile bir takım alışkanlıkların ipuçlarını veriyor: kiminde tarım yapılan bahçeler, sokaklardansa aralıklara yönelmiş girişler, topoğrafyanın getirdiği zorunluluklara göre oluşmuş konut adaları. Kamusal olan ise, istanbul'un arsa değeri yüksek bu bölgesinde karşımızda duran şaşırtıcı yeşil; ferahlık; boşluk. projede amaçlanan konutları mevcut alışkanlıklar doğrultusunda, bu sefer daha yoğun, anlamlı bütünler halinde yeniden kurgulamak; mahallenin kent ile ilişkilerinin fiziksel olarak zorlandığı kuzey ve batı uçlarını seyire/deneyime açık yeşil alanlara dönüştürmektir. Yaklaşık 100mX100m'lik alana yerleşen her bir konut grubu, yüksekliği 10.5m'yi aşmayan, 64m2, 96m2 ve 128m2'lik yaşama birimleri ve her birime ait 64m2'lik bahçe/teraslardan oluşmaktadır. Tasarım her konut grubunun, kullanıcıların isteği doğrultusunda, farklı sayıda konut tipini barındırmasına izin verecek esnekliktedir. Katı olan tek kural ise mevcut herhangi bir ağacın yerine inşaat yapılmayacağıdır.

Nil Aynalı:
Etiler, Akatlar ve Levent'teki sitelerle çevrili olan Karanfilköy'ün varolan dokusu bu sitelerden organikliği, insan ölçeğini korumuş olan karakteri ve barındırdığı çeşitlilik ile ayrılır. Bu projede amaç, Karanfilköy'deki 'yerin ruhu'nu, sadece onu tekrarlayarak değil, aynı zamanda gerçekleşmemiş potansiyelleri ve sosyal ilişkilerin gereksinimlerini de gözönünde bulundurarak, Karanfilköylülerin ve belediyenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden üretmekti.
Projede üretilen yeni doku, motivasyonunu Karanfilköy'de oluşmuş olan küçük ölçekli tesadüfi ara mekanlardan alır. Varolan ağaçları ve yolları koruyarak, orta alanlar etrafında çoğalabilen bir doku, belirli parametreler çerçevesinde, tek defaya özgü olmamak üzere, katılımcıların da isteklerini veri olarak alarak mimar tarafından üretilir. Karanfilköy’deki parçalılık ve bitmemişlik hissi, dokunun üretim parametrelerinin içindedir. Karanfilköy’de pitoreskliği yeniden üretebilecek şekilde, aynı ev birimlerinin farklı şekillerde biraraya gelmesiyle oluşan evler, yeni kurulan dokunun temel elemanlarını oluşturur.

Sami Metin Uludoğan:
Karanfilköy bir gecekondu mahallesi. Zamanın akışının yavaşladığı neredeyse durmaya yaklaştığı, etrafındaki karmaşadan kendini yalıtmış bir yer Karanfilköy mahallesi. Ziyaretçiye çevresine bir başka gözle bakabileceğini anımsatan bir hali var Karanfilköyün. Mahalle içerisinde yer alan oluşumlar rastlantılar üzerine kurulu, pratik zekanın bir sonucu. Hızla yapılan yapılar asla tahmin edemeyeceğiniz detaylar ve malzeme kullanımları ile ağır aksak işlemekte inşa edilmekte, Karanfilköylünün kendi elleriyle. Herkes kendi evinin mimarı, kentin içerisinde rastlanması nadir bir durum. Bir mimar olarak ne yapabiliriz?. İlk bakışta görünen bu döküntüyü algılamaya çalışmak, anlamak belki de bir çıkış noktası olabilir. Bazen anlamlandırmanın güç olduğu yerlerde zihninizdeki o konu ile ilgili bildiklerinizi bir süre unutmanız gerekir. Tekrar hatırlamak için unutmak. Dönem boyunca yapılan çalışma Karanfilköy’ü kendi içerisinden anlamaya çalışmak ve bu arazinin karşılaşılan bu yeni durum üzerinden tekrar üretilme çabasıdır.

Sinem Serap Duran:
Bu dönüştürme projesinde, tarihsel mekansal sürekliliğin sağlanması adına, Karanfilköy gecekondu mahallesinin kendine has kamusallık ve özel alan ilişkilerini temel alarak onları yeniden yorumlamak için, korunacak bir mimari unsur, çıkmaz sokaklar olarak tespit edilmiştir. Buna göre önce taban alanı yoğunluğu, seyreltme yoluyla yarıya indirilir. Öngörülecek olan mekan örüntüsünü oluşturabilmek adına korunacak olan, sağlamlaştırılarak kullanılabilecek temellerdir. Varolan içe dönük, dışarıdan okunaksız mekansal örüntüyü korumak için çıkmaz sokaklar, sonlandıkları yerde korunan temelleri öbekleştirerek yeniden oluşturur. Yeni çıkmaz sokaklar rampalaşıp topoğrafyaya uyum sağlayarak üzerine konut inşa edilecek temel öbeklerine yaya ulaşımını sağlar ve kamusal alan ihtiyacını giderir, ilişkilerini kurar. Motorlu araçların giremediği bu rampalı büyük bahçeler oluşturulduktan sonra, varolan araç yolu düzeni miinimize edilerek yeniden düzenlenir. Böylece varolan mekansal ilişkiler, fiziksel varlıkları ya da biraraya gelişlerinin tesadüfilikleri değil, bugün birarada olma kural ve koşulları referans alınarak yeniden üretilmiştir.

Yelda Gin:
Karanfilköy için yeni bir öneri düşünürken, bölgenin çevreyle kurduğu ilişki, varolan durumu anlayıp yorumlamak ve imar durumunu gözönünde bulundurarak Karanfilköylülerin konut ihtiyacına cevap verebilmek, sürecin odak noktalarını oluşturdu. Bölgenin çevreyle kurduğu ilişkide, tem otoyolundan seralarla geri çekilmek, gayrettepeye bağlanacak aks üzerine belediyeye bırakılacak, karanfilköyden kot farkıyla koparılmış bir ticari alan yerleştirmek, mevcut durumda varolan karanfilköy akmerkez arasındaki baskın yol aksını korumak gibi kararlar yeni karanfilköyün çerçevesini şekillendirdi. Kamusal bir çekirdek etrafına yerleştirilen konut dokusunun oluşturulmasında karanfilköyün varolan yerleşme alışkanlıklarının izi sürüldü. Araziye dik konut gruplaşması bölgedeki en göze çarpan yerleşim biçimi olarak belirlendi. Yeni kurulan dokuda bu gruplaşmalar optimize edilerek, her evin bir teras ve araziyle arayüzü olan bir bahçeye sahip olabilmesi amaçlandı. Buradaki kot farklarından, mevcut durumda da zaman zaman göze çarpan özel hayat alanlarının ayrılmasında yararlanıldı, konutların aralarındaki açıklıklar da artırılarak, yeşil alan içerisine yedirilmiş daha ferah bir yerleşim biçimi oluşturuldu. Kurulan yol hiyerarşisiyle araç-yaya ve gruplar içindeki özel yaşam akışının birbirinden ayrıldığı 3 lü bir düzen meydana geldi. Her grubun başlangıç ve bitişinde konumlandırılan otopark alanlarıyla, park ihtiyacına cevap verirken konut yaşantısından araç trafiğini uzaklaştırmak amaçlandı. Bu planlama dahilinde oluşturulacak 15 konut öbeği, çoğunluğunu dubleks konutların oluşturduğu, gelir seviyesine göre 2 ve 3 katlı binalarında yer aldığı, imar durumundaki verilere uygun, arazi ve konuma göre çeşitlenen gruplaşmalar olarak karşımıza çıkar. Bu gruplaşmalarda konut plan düzenleri mümkün olduğunca dış alanlarla ilişkili ve çeşitli kurulmaya çalışılmıştır.
Alper Derinboğaz
Işıl Uçman Altınışık
Meriç Öner
Nil Aynalı
Sami Metin Uludoğan
Sinem Serap Duran
Yelda Gin
İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı - santralistanbul T: +90 (212) 311 50 00 - E-posta: mimarlik@bilgi.edu.tr